26 Ağustos 2009 Çarşamba

filmlerdeki sevmediğim karakter

hemen her filmde genelde 3-4 tip karakter vardır ya; iyi adam, kötü adam, etkisiz eleman ve bir de kaypak eleman.

iyi adam zaten kahraman, önden gidiyor, kötü adam da ciddi bir kişilik. en azından kötü olmak için sebepleri var. hatta bazıları hayranlık uyandıracak kadar cesur, güçlü, zeki, vs.zaten son zamanlarda hep iyinin içindeki kötü ve kötünün içindeki iyi mesajları biraz bundan kaynaklanıyor.

etkisiz elemana değinmeye bile gerek yok. benim değinmek istediğim şu "kaypak" karakter.

"kaypak" karakter filmin başından sonuna kadar iyi adamın yanında, etrafında yer alır. hep onu destekler gibi durur. aslında yaptığı çakallıktan ibarettir. iyi adam bir ceylan tutar, en iyi yerlerini yer, kalan leşini eşelemek de işte bu "kaypak" karaktere düşer.

önceleri mutlu görünür kaypak karakter. birileri çalışıp acı çekip ortaya bir şeyler koyarken o da nasiplenir. leşi düşer payına ama olsun. ama içten içe haset etmektedir iyi adama.

ama zaman geçtikçe ve iyi adam zayıflayıp kötü adam güçlendikçe kaypak karakter gölgelerde sürünmek pahasına arka plana geçer. korkuyu en yüksek seviyede yaşayan da işte bu kaypak karakterdir. sonlara doğru korku öyle bir sarar ki bu karakteri, iyi adamın en yakınlarında dururken bir bakarsınız ki kötü adamın yanına geçivermiş ve iyi adamı arkadan vurmuş.

buradaki önemli motiv korku yani zayıflık. bununla ilgili daha sonra yazacağım.

işte bu korkudur insanı kaypaklaştıran, zayıflatan. iyi ile kötü arasında fark gözettirmeyen. aslında korku kaypaklaştırır insanı.

filmlerde son dakika bir şeyler olur ve kötü adamdan bile önce ölür yok olur gider kaypak karakter. zayıf, zavallı bir şekilde. halbuki kötü adamın ölümü bile görkemlidir. hatta iyi adamla ortak bulduğumuz yönleri bile çıkar ortaya. bazı filmlerde hak verirsiniz hatta gıpta edersiniz zira kötü olmak bile bir cesaret, bir adanmışlıktır. beceri ve güç gerektirir.

mesela eşkiya filminde Berfo ölmeden önce Baran ile konuşurken şöyle der; "evet ben en yakın arkadaşımı sattım sevdiğim kadın için. onun parasını çaldım, kadınını çaldım, aşkım uğruna cehenneme gitmeyi göze aldım ben. sen ne yaptın? bir piç kurusu için seni 40 yıl bekleyen kadından vazgeçtin"

bir de Sedat vardır. hani şu yeşim salkımın oynadığı hatunun rol gereği abisi. hapistedir, delikanlıdır, gariban cumaliyi kandırıp garibanın canı pahasına kendini kurtartmıştır. peki cumali neden yapmıştır bunu? sadece aşkı için. ödülü de bir gecelik olur zaten. bedelini de canı ile öder sonunda.

neyse, kaypak karaktere dönelim. sedat istediğini almış, hapisten çıkmış, özgür, sevgilisi yanında, para cebinde, zirvede. bu arada hapisteyken kesmediği ahkam yok. delikanlının önde gideni. sözde kardeşini cumaliye emanet etmeler falan. tam mazlum delikanlı. hani kodu mu oturtacak cinsten.

ama cumali silahı dayayınca alnına, o ağlak suratı ile sevgilisini bile vermekten çekinmeyecek kadar çaresiz. nerede o delikanlı? nerede o kodumu oturtan güçlü motif? bir bakıyorsunuz geriye kalan zavallı bir korkak.

cesaret, bir insanın taşıyabileceği en değerli erdemdir. bunu kişinin duruşundan, bakışından, konuşmasından, vücut dilinden rahatlıkla anlayabilirsiniz. ama bizi yanıltan şey, cesaretin hangi şartlarda ortaya çıktığı. güçlünün güçlü olduğu anda ve ortamda cesur olması basittir. silahı her ne ise onunla, kendi ortamında ve destekçilerinin arasında aslan olmak iş değil. insanın gücü ve silahı, kişiliği olmaldır. ona sonradan verilen bir şey değil. zira hak etmek ya da kazanmak diye bir şey yoktur. bunlar dönemsel durumlar ya da algılardır sadece. buna da başka bir yazı da değineceğim.

esas olan ölene kadar size ait olandır. kazanılamayan, hak edilemeyen, kaybedilemeyen, vaz geçilemeyendir. işte o sizsinizdir aslında.

yani önemli olan her şekil ve şartta aynı cesareti gösterebilmek. sadece kendi çöplüğünde ve herkes senin yanındayken değil. iyi adamla kötü adam arasındaki ortak nokta da aslında bu. cesaret ve güçlü bir kişilik.

peki hangisi daha kötü? kötü olmak mı yoksa kaypak olmak mı?

kötü olmanın bile bir şerefi vardır arkadaşlar. aman kaypak olmayın, kaypaklara çanak tutmayın. çakallara acımayın, etrafınızda yer vermeyin. ve cesur olun. düşünürken, konuşurken, bir şeyler yaparken. yaşarken yani...

ama bu çakallarla takım arkadaşlarınızı karıştırmayın sakın. demek istediğim başarıyı kendinize saklamanız, paylaşmamanız değil. ben bu kaypak çakallardan yoruldum. ve buna prim veren sistemden. bunu ayıramayan ya da ayırmak istemeyen o etkisiz elemanlardan ve gizli çakallardan.

eski bir atasözü der ki; "bazı savaşlar vardır, kazanma şansınız yoktur ama öyle değerli bir amaç uğruna girersiniz ki bu savaşa, kaybetmek bile zafer sayılır..."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder